New York Yolculuğum 1.kısım

Herkese merhaba

Bir gezi yazıma daha hoşgeldiniz.

Öncelikle  bavulumu diğer bavullardan ayırmak için hemen kulpunu farklı bir renkle kapladımIMAG6003

Sonra evrak çantamı ve tabiki her şehre ait gezi rehberlerimi aldım.

IMAG6007.jpg

Bavulumu kitledim. Tabii ki ağırlık durmunu kontrol ederek 🙂

Ver elini NEWYORK…

Öncelikle uçak personeli, aman kimse bana bir şey sormasın ben ortalarda görünmeyim modunda idi. 2 küçük çocuğu ile uçak hastalığı ( mide bulantısı ve migren ağrısı  çeken )  eden bir yolcuya yardımda bulundular ama sadece kurallar dahilinde insan arada bir gelir durumunu sorar lütfederek bir kez uçakta doktor var mı anonsu yaptılar. O kadar sessiz ve isteksizce pilot soruyu sordu ki herhalde uçakta doktor varsa duymamıştır bile. Sonuçta ben kadının çocuğu (bebek olan) ile biraz ilgilendim de kadın 30 dk. uyudu. Diğer çocuğunu tuvalete götürdü. Hosteslerin kaçmasından kadın hiç tanımadığı birinden yardım almak zorunda kaldı.  Kadının Türk olduğunu söylememe gerek yok. Eğer ben o uçaktaki hostes olsaydım. Kadnın başında nöbet tutardım. Sağlığı gözlem altında tutulmalı idi. Kadının baygınlık  geçirme potansiyeli vardı. Çocukları kontrol altına almak bu koşulda çok zor olurdu. Tüm uçağa sıkıntıya sokacak bir durum kolaylıkla başlayabilirdi. Yolcu sağlığı önemlidir. Bir konserve kutusunda 10 saat geçirilecek. Kolay bir durum değil. Bütün bunları düşünen kim ama???

Gelelim diğer yolcularla olan kısımlarına: Kalkıştan hemen sonra yemek servisinde bulundular. Yemek güzeldi. Sonra vakit geçmeye başladı. Saatler saatleri kovalıyor.

İçimde bir fırtına . Açıktım…. Hemen hostese yapıştım. Ne zaman ikinci yemek diye sordum. Bana  ne desin. İnmeye 2.5 saat kala yemek vereceğiz. İyide bizim uçuş 10 saat yani kafadan ben 5 saat açım.  Kardeşim, şekerim düşüyor.Olamaz böyle bir şey açım dedim.

Bir sandviçi zor verdiler. Yanına içecek bir şey ister misini hiç sormak yok. Halbuki Kore havayolları ile uçtuğumda saat başı hostes su dağıtıyordu. Gelip soruyordu . Bir ihtiyacınız var mı? Ben söylemesem sandviçi bile vermeyecek. Sanki uçuş sonrası alıp eve götürecek. Uçak boş. Zor 3te 2 si dolmuş. Millet sere serpe yatıyor.

Neyse 2. yemek servisi geldi İyi idi. Sonra dekleration formunu verdiler. Doldurdum. İndik.

 

 

 

Yavaş yavaş Amerika’lılar ile karşılaşmaya başladım. İnanılmaz uzun ve iriler.

Elektronik pasaportun ne demek olduğunu çok iyi anladım. Size de anlatayım;

Şöyle Check’in yaptığımız ekranlı makinelerin bir değişiğinden vardı. Onların önüne gidiyorsunuz. Pasaportunuzun ilk sayfasını, sonra vize sayfasının taratıyorsunuz. Size dekleration formundaki sorunların aynısını soruyor.Hayır diye işaretleme yaptıktan sonra 4 parmagınızın izini alıyor en son fotoğrafınızı çekiyor.Dar enli bir şerit halinde dekleration formunuzu basıyor. Aslında bu şekilde hem pasaportunuzu makine vasıtasıyla tarıyor hemde resminizi çekiyor. İşlerini Amerikalı’lar şansa bırakmıyor. Eğer geldiğin ülke kötü adamlarla işbirliği yaparsa ve sana sahte pasaport verirse, vizenin sahtesini üretebilirsen gibi opsiyonları sıfıra indiriyor.

Sonra havalimanı görevlisinin önüne gidiyorsun.Size kısa sorular soruyor. Nereye gidiyorsun ne kadar kalacaksın gibi. Bu arada kim Amerikalı’lar için kaba demiş ise halt etmiş. Hayatımda gördümgüm ( KANADA’ya kadar) en kibar görevlilerdi.

Sonra valiz bölümü:valizimi kolaylıkla buldum. NE de olsan kulpunda benim ışaretim vardı.

İşte JFK de idim. Kendimi önce hava rayına atmalıydım. Hakketten havadan gidiyor. Sonra metroyu buldum. Önce yanlış tarafta durdum. Sonra oradakilere sordum. Bana doğru yeri gösterdiler. Elimdeki telefonumun ve yedek şarjımında yardımı ile oteli buldum.

Kardeşim ne kadar büyük cadde.

Otelim çok güzel bir yerde idi. Tek kusuru, oda içinde çay yapmak için su ve su ısıtıcısı yoktu. Sadece mini kahve makinesi yapmışlardı. Benim gibi çay tiryakisi için çok zordu. Valizleri odaya bırakıp. Kendimi yemek için dışarı attım. Biri size New York,  7/24 yaşar derse yalan diyin. Bir, iki restorana gittim. Mutfakları kapalı olduğu için yemek servisimiz yok dediler. Üstelik bunu 9:30 da dediler. Bir tane Yunan mezecisi buldum. ”We are closed. Sadece kurabiye dediler. Yok sağ olun dedim.

Sonra kendime havalı, içinde hazır kesilmiş meyvelerin satıldığı bir market buldum.

Gazetedeki yazılar iç karaktıcı idi . Onlara bakarak yemeğimi yedim.

Sonra otelime gittim. ve Yarın ki büyük buluşma için kendimi hazırladım.

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s